Bağışıklık Sistemi – Kök Hücre
Hamile anne ve bebeği arasında kan uyuşmazlığı olması halinde annenin bağışıklık sistemi antikor üreterek bebeğin zehirlenmesine yol açar. Bu durumda bir takım ilaçlarla antikor üretilmesine engel olunur. Bağışıklık sistemi olağan hareket etmiştir. Uygulanan ilaçların en azından birinin üstündeki etikette “HIV içermemektedir” yazısını belki fark edeniniz olmuştur.
HIV virüsü AIDS hastalığına yani bağışıklık sisteminin çökmesine dolayısıyla kişinin her türlü hastalığa yakalanmasına neden olur. Sonuç olarak HIV virüsünün bağışıklık sisteminin baskılanması amacıyla laboratuar ortamında üretilip tedavi amacıyla kullanılmış olması ve virüsün yüksek mutasyon kabiliyeti sonucunda bir süre sonra kontrolden çıkarak milyonlarca insanın ölümüne yol açmış olmasını düşünmemiz saçma değil.
Tip 1 diabetin birincil nedeni, pankreas tarafından üretilen insülin hormonunun bağışıklık sistemi tarafından henüz bilinmeyen bir nedenle düşman olarak algılanıp antikor üreterek yok edilmesidir. Pankreastaki Beta hücreleri aslında normal işlevlerini yapmaktadır ancak bağışıklık sisteminde bir sorun vardır. Dünyada milyonlarca tip 1 diabet hastası günde ortalama 2 ila 4 kez enjeksiyon yöntemi ile insülin hormonu almak zorundadır. Vücut tarafından üretilen insüline karşı antikor üretiminde tereddüt etmeyen sistem, dışarıdan gelen yabancı insüline karşı da harekete geçecektir.
Dolayısıyla bu enjeksiyon içeriğinde de bağışıklık sistemini atlatacak veya baskılayacak bir madde bulunuyor olmalıdır.
Kök hücre hepimizin başlangıç noktasıdır. Her ne kadar farklı tipleri bulunsa da bu bir tek hücre girdiği ortamda eskimiş veya ölmüş yapının yerini alır veya hiç yoksak bizi baştan oluşturur. Basit anlatımıyla lahana tarlasına bıraktığınız bir tek hücreden bir tarla dolusu lahana alırsınız. Bu bir patates tarlası ise sonuç bir patates tarlası olacaktır. Kaynak ise aynı tek hücredir.
Uzun yıllar boyunca organ veya doku nakillerinde sorun hep aynı olmuştur.
Bağışıklık sisteminin direnişi. Kök hücre tedavisi için de şu an gelinen nokta aynı.
Peki bu bağışıklık sistemi denen sistem nereden yönlendiriliyor?
Elbette henüz tüm sırrına vakıf olamadığımız beyin tarafından.
Pekala, vücudumuza bağımlılık veya bağışıklık sistemimizi baskılayacak çok riskli yöntemler dışında beyini bundan vaz geçiremez miyiz?
Hipnoz veya oto-hipnoz bir tedavi yöntemi olabilir mi?
Bilincimizin altına ulaşıp buna bir son vermemiz ne kadar imkansızdır?
Sadece kendini telkin yöntemiyle hastalıklarından kurtulmuş insanlar bizlerden ne kadar farklıdır?
Tedavi amacıyla da olsa vazgeçilmez ve tek savunma duvarımız bağışıklık sistemimizle kimyasal deneyler yapmamız daha mı akılcıdır?
Categories: Genel Yazılar Tags: aids, bağışıklık sistemi, beta hücresi, hamile anne ve bebekte kan uyuşmazlığı, hipnoz, HIV, insülin, kök hücre, oto-hipnoz, Tip 1 diabet